|
Haftanın Sözü
Korkuya yer vermeyen bir devlette, kanunlar hiçbir zaman gerekli saygıyı görmezler. ( Sophokles )
|
|
TAPINAK ŞÖVALYELERİ
|
|
İleride ortaçağ Avrupa’sının en güçlü, en etkili ve hakkında en çok konuşulan örgütlerinden biri olacak bu tarikatın kuruluşu Kudüs'te sessiz sedasız gerçekleşti.
|
Papa II.Urbanus , Clermont konsilinde din adamları ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap etmiş, doğudaki kardeşlerinin zulüm altında ezildiğinden, Müslümanların hakimiyetinde yaşamanın ne kadar zor olduğundan, kutsal sayılan yerlere saygısızlık yapıldığından bahsetmiş ve onlara 1095 yılı kasım ayında Haçlı seferleri için çağrıda bulunmuştur. I
Bu olay sonucunda Kudüs’ün fethedilmesi ve orada askeri tarikatların kurulması gerçekleştiğine göre, yukarıda bahsedilen husus Tapınak Şövalyeleri tarikatının kurulmasının temeli sayılabilir.
Bir efsane olarak anılan tapınak şövalyeleri, kimileri için varlıkları bugüne kadar devam eden bir örgüt, kimileri için ise liderleri Molay’ın 14 Mart 1314 günü yakılmasıyla son bulan bir örgüttür. Bugün varlığını devam ettiren bazı örgütlerin, köklerini tapınakçılara dayandırması bizler için önemli bir husustur. II
Haçlı seferlerinin ilki 1096 yılında başlamış ve 1099 yılında Kudüs’ün alınmasıyla Latin krallığının kurulmasını sağlanmıştır. (Haçlı seferleri adlı bölümde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır) Tapınakçıların ilk ortaya çıkışı bu olaydan yaklaşık 20 yıl sonra, 1118 yılına denk gelir. İlk büyük üstadları olan Hugunes de Payens ile birlikte 8 arkadaşı, yani 9 tapınak şövalyesi, o zamanın Kudüs kralı Baudouin’in izniyle tarikatı kurdular. III
Tapınak şövalyeleri, o zamanlar Kudüs’te kurulmuş askeri tarikatlardan biriydi. Görünen amacı, ‘kutsal topraklarda’ kiliseye ait politikaların devamlılığını sağlamaktı. "Tapınakçılar" veya "Tapınak Şövalyeleri" (İngilizce'de Templars ya da Knights Templar) olarak bilinen bu tarikatın tam ismi "İsa'nın ve Süleyman Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri" (Pauperes Commilitones Christi Templique Salomonis) idi. Kurucuları ise, aşağıda isimlerini okuyacağınız toplam 9 şövalyeden oluşuyordu.
1- Hugues de Payens
2- Godfrey de St. Omar
3- Godfrey Rossal
4- Gundemar
5- Godfrey Bisol
6- Payen de Montdidier
7- Archibald des St. Aman
8- Andrew de Montbard
9- Provins Kontu
İleride ortaçağ Avrupa’sının en güçlü, en etkili ve hakkında en çok konuşulan örgütlerinden biri olacak bu tarikatın kuruluşu Kudüs'te sessiz sedasız gerçekleşti. (Bu tarikat hakkındaki bilgilerin önemli bölümü 12. yüzyılda yaşayan tarihçi Guillaume de Tyre kanalıyla günümüze ulaşmıştır. IV
Tapınakçılar kısa süre içinde hızla büyümeye başladı. Tarikatın gizemli havası ve mistik öğretisi pek çok Avrupalı "asil"in ilgisini çekmişti. Örgütün gelişimi, tarikatın 1128 yılındaki Troyes Konseyi'nde Papalık tarafından resmen tanınmasıyla daha da hız kazandı. IV
Yukarıda adı geçen kurucular, dönemin Kudüs Kralı II. Baldwin’in huzuruna çıktılar ve birinci haçlı seferi’nin ardından Kudüs’e akın eden Hıristiyan hacıların mallarını ve canlarını koruma işine talip olduklarını belirttiler. Kral, Tapınakçılar’ın ilk “Büyük Üstadı” olan Hugues de Payens’i yakından tanıyordu ve kendilerine büyük destek verdi. Aynı zamanda onlara bir zamanlar Süleyman Tapınağı’nın yer aldığı (Mescid-i Aksa’yı da kapsayan) bölgeyi tahsis etti. Büyük İslam kumandanı Selahaddin Eyyubi’nin Hıttin Savaşı’nın ardından Kudüs’ü geri almasına kadar geçen 70 yıl süresince “Tapınak Tepesi”, Tapınakçılar’ın merkezi oldu. Kendilerine “Süleyman Tapınağı” ile bağlantılı bir isim verilmesinin nedeni de işte buydu. Burayı kendilerine üs olarak belirlemeleriyse rastgele bir seçim değil, bilinçli bir tercihti. Tapınak, Hz. Süleyman’ın gücünün bir simgesiydi, Tapınak’tan geriye kalanlar ise büyük gizler barındırıyordu. IV
Bu gizem onları araştırmaya ve arkeolojik kazılar yapmaya itti. Yaptıkları çalışmalar sonucunda, onlara güç verecek büyük bir keşif yaptılar. Bu keşifte buldukları her ne idiyse, yıllar sonra bile onlar hakkında araştırmalar yapılması, internet siteleri açılması, kitaplar yazılmasını sağlayacak kadar güçlenmelerine neden oldu.
Templiyerler bir süre sonra bölgede öylesine etkin bir güç oluşturdular ki, onlara katılmak isteyen soylular, mal varlıklarını bağışlıyordı. Ve Tapınakçılar da bir tür bankacılık faaliyeti yürütüyorlardı. O dönemde para, altın, gümüş, mücevher ve diğer değerli eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak ya da kıtadan kıtaya transfer etmek hayli riskliydi. Templiyerler bu boşluğuda doldurdular. İşte templiyerler sarsılmaz güç ve prestijlerini bu noktada devreye soktular. Belirli bir yüzde karşılığı bu tip eşyaların koruyuculuğunu üstlendiler. V Bankacılık sistemi ile ilgili ilkleri gerçekleştirdiler. Bu gibi faaliyetleri onları ticari hayatın merkezine yerleştirdi.Yukarıdaki alıntıda bahsedilen husus, bugünkü anlamda tam olarak çek sistemine karşılık gelmektedir.
Seyahat etmek 12. yüzyılda oldukça tehlikeli bir eylemdi. Yolculuklar sırasında haydutlarla karşılaşma olasılığı söz konusuydu. Ticaret için gerekli olan para ve değerli madenlerin transferi de bu yüzden tehdit altındaydı. Tapınakçılar işte bu konjoktürden faydalanarak büyük paralar kazandılar. Keşfettikleri sistem şöyle işliyordu: Londra'dan Paris'e gitmek isteyen bir tüccar, öncelikle bu örgütün Londra'daki merkezine başvuruyor, parasını yatırıyor, karşılığında da şifreli bir not alıyordu. Paris'e vardığında ise, Tapınakçılar'ın buradaki merkezine gidiyor ve belirli bir bedel ödedikten sonra parasını çekiyordu. Tüccarların yanı sıra bu sistemi en çok kullananlar Hıristiyan hacılardı. Filistin’e gitmek için yola çıkan zengin hacıların değerli eşyalarını Avrupa’da devralıp karşılığında çekler veriyorlardı. Filistin’e ulaşan yolcular orada bu çekleri paraya çevirebiliyorlardı. Çek hesabını, Floransalı bankerlerden önce onlar icad etmişlerdi. Bağışlarla, silahlı fetihlerle, parasal işlemlerden elde ettikleri yüzdelerle, adeta çokuluslu bir şirket haline geldiler. IV
Tapınak şövalyeleri sadece para işlerindeki başarıları ile değil daha pek çok alandaki girişimleri ile de ele alınabilir. Tarihi kaynaklara göre Tapınakçılar iyi denizcilerdi. Kutsal topraklarda kaldıkları süre boyunca Yahudi ve Arap kaynaklarından geometri ve matematik gibi bilimleri öğrenmişler, haritalar elde etmişlerdi. Bu sayede Avrupa ve Afrika sahillerini dolaşmalarının yanı sıra uzak denizlere de seyahat etme imkanı buldular. IV
Selahaddin Eyyubi’nin 1187 yılında Haçlıları yenip Kudüs’ü alması sonucunda buradaki varlıkları son buldu. Kudüs’ten ayrılmak zorunda kalan Tapınakçılar kral Richard’ın sayesinde Kıbrıs adasına yerleşebildiler. Burası onlar için geçici bir üs oldu. IV
1291'de Akka’nın düşmesi ve Filistin’deki Hıristiyan varlığının tamamen bitmesiyle, Akka’dan ayrılan tapınak şövalyelerinin bir kısmı Kıbrıs adasına yerleşti. Kıbrıs Adası Tapınakçılar için bir merkez haline geldi. Ne var ki, Kıbrıs sadece geçici bir üstü. Tapınakçıların uzun süredir Töton şövalyelerinin Avrupa’nın yukarı kısımlarında sahip olduklarının benzeri bir prenslik istediklerini herkes biliyordu. Onların istediği bu yer ise tam Avrupa’nın ortasında, muhtemelen Fransa toprakları içindeydi.
Tapınakçıların geri kalan bölümü Fransa’daki üstadları’nın başkanlığında Avrupa’da faaliyet göstermeye devam ettiler. Sınırsız bir serbestliğe sahiptiler. Büyük Üstadları krala yakın haklara sahipti. Sınırlarının en geniş döneminde, kuzeyde Danimarka’dan, güneyde İtalya’ya kadar her bölgede toprakları vardı. Çok büyük ve savaşçı bir orduları vardı. Bu büyük askeri ve siyasi güç, kuşkusuz Avrupa’daki kralları rahatsız ediyor ve bu krallar gelecekleri açısından onları bir tehlike olarak görmekteydiler. Dahası ekonomik olarak o kadar güçlüydüler ki; Avrupa’daki hanedanlıklar arasında Tapınakçılara borçlu olmayan yoktu. IV
Papa II.Innocent onlara kendi kiliselerini inşaa etme hakkını vermişti, bu büyük bir güç demekti. Çünkü o dönemde kilise hırıstiyan dünyasında en büyük güçlerden biriydi, zaten konumları gereği sadece papaya karşı sorumlu olan tapınakçılar böylece büyük bir özerklik elde etmişlerdi. Kendi kilisesini inşaa etmek demek kendi mahkemelerini kurmak, kendi vergisini toplamak, yani kendi dünya görüşünü yaşamak ve yaymak demekti. IV Geometri ve mühendislikte ileri olan tapınakçılar, kendi kiliselerini inşaa etmek için GOTİK mimari denilen yeni bir mimari tarz geliştirdiler. (Gotik mimari tarzı da sitemiz içinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır).
Batıya dönmek zorunda kalan tapınakçılar itibarlarından çok şey kaybettiler. Bu durum onların varlığından rahatsızlık duyan çevreler için bir fırsat haline geldi.Tapınakçılara düzenlenen komplonun arkasında Fransa kralı IV. Philippe (Yakışıklı Filip) ve papa V. Clement vardı. Başlangıçta papalık ve kral onlara haçlı politikalarının bir uzantısı olarak bakıyorlardı, ancak zamanla büyük maddi kaynakları kontrol etmeleri ve krallara borç verebilir duruma ulaşmaları ile devlet içinde devlet haline gelmişlerdi ve bu durum merkezi otariteyi rahatsız etmeye başlamıştı. Bu gibi nedenlerle Kudüs’ten yenilmiş olarak dönen tapınakçıların tasfiyesi zorunlu bir hale gelmişti. VI
Önce bunu barışçı yoldan halletmek istediler, çünkü yenilmiş de olsalar halkın gözünde hala kahramandılar. Onları belli tarikat ve grupların içinde eritip yok etmeyi düşündüler ama tapınakçılar bu oyuna gelmeyince daha sert bir şekilde tasfiye edilmeleri zorunlu hale geldi. Bunu papadan destek almadan gerçekleştirmek mümkün değildi. Yakışıklı Filip’in desteği ile seçilen papa V.Clement bu iş için çok uygundu ve çok geçmeden tasfiye hareketi başladı.
Kral bu iş için, ölüm cezasına çarptırılan, Bezier’li bir mahkumun affı karşılığında verdiği itiraflardan faydalandı. Ayrıca tapınakçıların yargılanması için, İsa’ya karşı oldukları, puta taptıkları ve eşcinsel oldukları yönündeki iddialarını kullandı. VII
Bu iddialar;
1-‘Baphomet’ (bu konu site içindeki “Baphomet” kısmında ayrıca ele alınmıştır)
2-Eşcinsellik; bu iddianın nedenleri olarak ;genç ve sağlıklı erkekler olan tapınakçıların cinsellikten uzak yaşamaları, haçlılar gibi tecavüzlere bulaşmamaları ve hatta at üstünde iki tapınakçı figürüyle ifade edilen, ikili gruplar halinde hareket etmeleri gibi hususlar gösterilmiştir.
3-Haç’ a küfretme ve tükürme
4-İsa’yı reddediyorlardı suçlaması. VIII
Olarak sıralanablir.
Haklarındaki eşcinsellik iddiasına karşılık olarak başka bir kaynak şu görüşü ileri sürmüştür; ‘Templiye gibi içmek’ deyimi orta çağ İngilteresin’de çok sık kullanılan bir benzetmeydi ve şövalyelerin namus üzerine ettikleri yeminlere rağmen, içtikleri coşkunlukta fahişelerlede yatıp kalktıkları görülmektedir. IX
Yazarın Notu
Bu iddialar farklı kaynaklarda benzer şekillerde ele alınmakla birlikte, bunların gerçek ya da iftira olması Tapınak şövalyelerinin tarihte bıraktığı izi değiştirmiyor. Belki Fransa kralı haklıydı ve tüm bu iddaa edilenleri yapmışlardı, belki de tüm bunlar tamamen bir komploydu. Benim fikrim Haçlı seferlerini başlatan ve bunun uzantısı olarak bu tarikatın kurulmasına ön ayak olan zihniyet, kendi çıkarları ile örtüşmeyen bir güç karşısında komplo üretmekten çekinmeyecektir. Fakat yine benim fikrime göre, Tapınakçılar Süleyman tapınağının kalıntılarında mutlaka bir gizemle karşılaştılar. Sonraki sayfada, Tapınak Şövalyeleri tarikatının tasfiye hareketini alıntılarla ele alacağız.
Kral IV. Philippe, daha önceden kendisine bağlı yerel makamlara gizli ve mühürlü bir emirname yollamış, tutuklamaların aynı anda tüm Fransa çapında yapılmasını istemişti. Emir, harfiyen uygulandı. Yine de belli sayıda Templiyer bu tutuklamalardan kurtulabilmişti. X
18. yüzyıldan kalma, bir belgede şu yorum yapılmaktadır:
“Birçok savaşçının yorgunluğa, kayıplara ve felaketlere rağmen inançlarını ispatladığı bu savaş, tapınakçılar için ganimet elde etmek ve ün kazanmak için bir fırsat oldu. Birkaç göz alıcı eylemle kendilerini gösterdiyseler de, yağmalamalardan elde ettikleri ganimetlerle zenginleşmeleri, ihtişamlı bir prensle bile rekabet edecek kadar kibirli olmaları, Haşhaşilerin Dağların Yaşlı Adamı adındaki kralı ile işbirliği yapmaları sonucunda, amaçları şüphe olmaktan çıktı.” IV
Sorgulama süreçleri boyunca türlü işkencelere maruz kaldıkları gerçeği de, yine Haçlı seferlerini geçekleştiren zihniyetin, kendinden olanlara da nasıl davranabileceklerinin bir örneğidir. Bu iddiaların gerçek olması ya da işkence altında zorla söylettirilen yalanlar olması önemli değil. Bunları, Haçlı zihniyetinin kendi içinde bile ne kadar acımasız olabileceği yönünden ele almak lazım. Bunu hem Kilise ve Fransa Kralının, hem de şövalye tarikatının bakış açısı ile söyleyebiliriz.
Sonuçta 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün kararıyla Tapınakçılık tüm Avrupa’da yasaklanmış, yakalanan üyeleri cezalandırılmıştır. Papa V. Clement’in 22 Mart 1312’de yayınladığı ve tarihe “Vox in excelso” adıyla geçen fermanıyla tarikat dağıtılmış ve -kağıt üzerinde- resmi olarak tarihten silindiği kabul edilmiştir. IV
Yazarın notu
Yukarıda belli sayıda Templiyerin tutuklanmalardan kurtulabildiği belirtilmişti. Bunların gittikleri yerlerde bazı örgütlenmelerin içine sızarak varlıklarını devam ettirdikleri yönünde tahminler vardır. Ancak giriş bölümünde belirttiğim gibi bu konular sitemizin amacının dışında kalıyor.
Kaynaklar:
(I) İslam Ansiklopedisi, Cilt 14, S.525-546, İstanbul 1996
(II) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.23, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(III) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.25, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(IV) harunyahya.org
(V) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.26, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(VI) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.35, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(VII) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.36-37, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(VIII) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.42-45, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
(IX) Geçmişten Günümüze Masonluk Tarihi, S.94 - Emre Avşar, Nokta Kitap 5. Baskı
(X) Derin Dünya Devleti Gizli Doktrinlerin Küresel Efendileri, S.39, - Atilla Akar, Timaş Yayınları, İstanbul 2003
|
|
|
Kaynak: www.tapinaksovalyeleri.com |
|
Okunma Sayısı: |
202 |
|
YORUMLAR
|
|
|
|
Çok Okunanlar
Gunluk Gazeteler
|
|